Vefâtının 1. Yılında Sıddîk Nâcî Efendi
Vefâtının 1. Yılında Sıddîk Nâcî Efendi

Mürşid-i Kâmil Sıddık Nâci Eren Uşşâkî (k.s.) Hazretleri, Uşşâkî Tarikatının yetiştirdiği asrın müceddididir. Âlim ve kâmil, ilmin kaynağı, asrın allâmesi, zamanın kutbu, gavs-ı â’zam, şeri’at, tarîkat, hakîkat ve mâ’rifet ilimleri ile mücehhez, kırkların reisi, çaresizlerin sığınağı, gerçek irşâdın yetkilisi, Peygamber şubelerinden olup, feyz ve ilâhi nûrun durağıdır.

Ülkemizdeki tasavvuf güneşlerinden biri olup kibâr-ı Evliyâullah’tandır. Uşşâkî Tarikatlarında yetişmiş, nadir şahsiyetlerdendir. Hz. Peygamber ve sünnetine bağlılığından hiç taviz vermeyen tutumdadır. İşte, bu ulu çınarın devrilmesinden bugüne kadar bir yıl geçti. Seneyi devriyesini idrak ettiğimiz Uşşâkî Tarîkinin son Pîri Sıddîk Nâci Eren Efendi Hazretleri, 24 Nisan 2018 tarihinde Hakk’a yürümüş ve arkasında koca bir ömre aralıksız sığdırdığı büyük bir tarîkat hizmeti bırakmıştır. Sıddîk Nâci Eren Efendi asırlık ömrünün hemen her safhasını tarîkatına hizmete adamış, büyük bir gayret ve çaba ile vardığı nokta ile tarîkatına büyük bir canlılık getirmiştir. 1925 yılında Balıkesir’in Aktarma köyünde dünyaya gelmiş, babası Hacı Hafız Ali Efendi, annesi Hanife Hatun’dur. 24 Nisan 2018’de Balıkesir’de Hakk’a yürümüştür. Kabri şerîfi Balıkesir’dedir. Doğumunun kayıtlarda geç yazılmadan ötürü 2 yaş küçük görüldüğü söylemi düşünülürse 95 yaşında vefat etmiştir.

1925 yıllarından sonra kapanan tekkeler, gasbedilen gayrimenkuller, yağmalanan türbelerden sonra iyice kaybolmaya yüz tutmuş Uşşâkîlik geleneğini yeniden canlandırmıştır. Maddî imkânsızlıkların yanı sıra, yapılması gereken hizmetler, verilmesi gereken eserler, onda adeta bir hedef olmuş ve bu uğurda muvaffak olmak için çırpınmıştır. Önceki dönemden hiçbir iz bırakılmamış olmasına rağmen kendi fedakârlığı ile bulabildiği eser, usûl veya bulamadığı konularda ictihat ederek yeniden doğuşu gerçekleştirmiştir. Anadolu’yu karış karış dolaşarak tarîkin yayılmasını ve tasavvufa hizmeti sağlamıştır. Bekir Sıtkı Visâli, Mehmet Ruhi ve Seyyid Kâzım Kızılkanat Efendilerin tedrisatında yetişmiş, öğrenme azmi ile de çok şeyi başarmıştır. Üstadlarının sevgi ve övgüsüne varan bağlılık içinde bir sadâkatla çalışmıştır. Üç Şeyhe hizmet etmiş ve onların teveccühlerini kazanmıştır. Mürşidi Bekir Sıtkı Visâli Hazretlerinden Uşşâkî icazetinin yanı sıra, Seyyid Kâzım Kızılkanat Efendi Hazretlerinin de icazetine mazhar olmuştur. Gavsul Âzam Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin torunlarından Bağdatlı Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa Hazretleri de Kâdirî icâzeti vermiştir. İbâdete düşkünlüğünden dolayı büyükleri tarafından ona Sıddîk lâkabı verilmiştir.

Şeriattan kıl kadar tâviz vermeyişi ve dünyevî ihtiyaçları için yaptığı ticaretini, İslâm kuralları içinde yaparak çevresine örnek olmuştur. Güzel-çirkin, iyi-kötü, sıcak-soğuk ve kişi ayırımı yapmayan ve istenmeyen olaylar karşısında tepki vermeyen bir tutum içinde olmuştur. Bu tutumunun ifadesi olarak da; ‘’Dervişin bir eyvallahı var’’ sözünü sık sık tekrarlayan tutum ve davranış içinde olmuştur.

Balıkesir’in Aktarma köyünde başlayan bu mânevî yolculuk 19 yaşında tasavvuf yoluna girerek devam ederken varılan noktada, İstanbul’da Âsitâne-i Uşşâkî’de merkezlenmiş ve dünyadaki tüm Uşşâkîlere server olmuştur. Asırlık ömrüne, yüze yakın yazılı eser sığdırmış ve bu eserlerin tüm dünyaya yayılmasını sağlamıştır. Sınırlı gelirini tarikat için düşünmeden feda etmekten çekinmemiş, dünyevî ihtiyaçlarını bile bu uğurda gerçekleştirmemiştir.

Topluma faydalı olabilmek için müntesiplerini de yönlendirip vakıflar kurdurarak büyük çapta toplum hizmetinin gerçekleşmesine vesile olmuştur. Binlerce müntesibi ve seveni ile geniş kitleleri irşâd ederek, topluma örnek olacak bireyler kazandırmıştır. Gösterdiği iyi niyeti ve sabrı ile sevenlerine güzel bir örnek olmuş ve yaşantısı ile de insanlara yol göstermiştir. Yaşantısının son günlerinde rahatsızlığını fırsat bilen kişiler, dünya menfaati için kendisini zorlayarak bazı kararlar aldırmışlarsa da bu durumu savunmak için tarîkattan kopmalar olmaması için bu şekilde davrandığını ifâde etmiştir. Ancak bu arada tasavvuftan nasibini alamamış bâzı mihrakların nefsi davranışları yüzünden ayrılıklar yaşanmıştır.

Kitapların dünyasında kendisini ümmî olarak telâkki eden ancak mânâ âleminde yaptığı sırlı yolculukların sonrasında kendisini yazmaya adayan Sıddîk Nâci Eren Efendi, iznini de mürşidinden alarak onlarca esere imza atmıştır. İçinde binlerce şiirin bulunduğu 650 sayfalık Divan’ı da insanın iç dünyasına seslenen ve nefsin terbiye edilmesine yönelik eserle doludur. Eserlerinin Allah’ın (c.c.) bir ihsanı olduğunu söylemektedir. Şiirleri ilâhî feyzlerle doludur. Masivânın insanın gönlünde pas tutmasına sebebiyet verdiğine değinen Sıddîk Nacî Eren Efendi, eserleriyle gönüllerin pasını silmeye çalışmıştır. Kitap yazmaya nasıl başladığını şöyle anlatmıştır: ‘’Bir gün Sultan-ı Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri, zuhur ederek bu âciz kölelerini, ihsan ve mürüvvetleri gereğince taltif ile; “-Evlâdım sen bizim evlâdımız olan Kâzım’a muhabbet ve iltifat ediyorsun. O bizim hakîkî evlâdımızdır. Onu mürşid tanıyıp, yakın ihvanlarına tanıtıp ona biat etmelerini istiyorsun’’ buyurdu.

“Hamd ve şükürler yüce Allah’a (c.c.) olsun ki, işte böylelikle iltifatı Muhammediye’ye nâil olundum. Bir gün Seyyid Kâzım Kızılkanat Uşşâkî (k.s.) Hazretlerinin sohbetlerinde bulunur iken, kendilerinden kitap yazmam için izin ve destur istedim. O da bu talebimi kabul edip müsaade ve destur verdi. Zaten daha evvel de üstadım Bekir Sıtkı Visâli Uşşâkî (k.s.) Hazretleri kaside ve kitap yazmama müsaade etmişlerdi. İlk başladığım eser; ‘’Nur-u Muhammediye’’ kitabı idi, çok çeşitli ve kıymetli kitaplardan derlemeye devam ettiğim bir zamanda, yakâza hâlinde iken, iki cihan serveri âhir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz Hazretleri ve yanında cihar-ı yâr-i güzin Efendilerimiz olduğu halde tecelli ederek, başlamış olduğum eseri eline alıp göz attılar. Bu kitabı Hz. Ebu Bekir’e, Hz. Ömer’e, Hz. Osman’a ve Hz. Ali’ye verdikten sonra tekrar onlardan alıp bu âciz fakirin eline verdiler. ‘’Eseri yazmaya devam et’’ diyerek tebessümle emir ve ferman buyurdular. Bu olaydan sonra bende öyle bir aşk ve ilim, gayret ve azim zuhura geldi ki, bunun dil ile târifi mümkün değildir. Ancak yaşayan bilir. Mürşidim Seyyid Kâzım Kızılkanat Hazretleri bir gün bu fakire buyurdular ki; -Ben Pîr Seyyid Cemâleddin-i Uşşâkî isem sen de Pîr Salâhaddin-i Uşşâkî Hazretleri misâlisin. O zât-ı muhterem 210 adet kitap yazdı sen de inşallah çok kitap telif edeceksin, buyurdular. İşte ondan sonra da bir Divan-ı Kebir ile 23 adet eser yazma imkânı Rabbim bana lütfeyledi.’’

Devamlı olarak Rabb’ine yalvarmakla geçen bir ömürde Sıddîk Nâci Eren Efendi, tevekkül içerisinde başına gelen her hâdiseye boyun eğmekte ve şükretmektedir. Allah’ın (c.c.) adına âşık olduğunu söyleyen, O’nu zikretmenin tadına doyamadığını söylemekle gönlü hep Rabb’ini arzulamaktadır. O’na göre bütün fânilikler Allah’a (c.c.) ulaşmaya bir engel teşkil etmektedir. Vahdete ulaşmak için mutluluk hazinesinin yolunun, yine insanın kendisinde olduğunu şiirlerinde ifade etmektedir. Allah’a (c.c.) karşı duyulan özlemin sonucu olduğunu bildirmektedir.

"Hak şerleri hayreyler
 Zannetme ki gayreyler
 Ârif onu seyreyler
 Görelim Mevlâ neyler
 Neylerse güzel eyler"

Kelâmını çok zikrederek Allah’a (c.c.) olan teslimiyetini sık sık dile getirmiştir. Gönüllerinde kibir ve gurur barındıranlar vuslata eremezler diyerek, çok mütevâzi halini ortaya koymuştur. Gönül gözü açık, tam bir teslimiyet, tevekkül ve takvâ ile Allah’a (c.c.) bağlı çevresindekiler için bir güven, şahsiyeti sığınılacak bir liman olarak gönüllere ışık tutan Efendiler Efendisine (s.a.v.) olan sevgisi de karşılıksız kalmamıştır.

Eserlerinde, insanları Allah (c.c.) ve peygamberinin sevgisine uyandırmak için çaba harcar, adâleti ile örnek bir duruş sergilerdi. Hiç kimsenin kırılmasını istemeyen, insanların problemlerini çözmeye çalışıp, manevi anlamda onlara yol gösteren kişiliğinden dolayı himmetini almak isteyenler eline sarılıp, ondan medet ummuşlardır.

Sıddîk Nâci Eren Efendi, Divan-ı Kebir ile birlikte onlarca İslâm ve tasavvuf üzerine eser bırakıp, dâr-ı bekâya irtihal etmiştir. Uzun yıllar boyunca şahsım için yaptığı dünyevî ve uhrevî duaları ile büyük destek sağladığı gibi, hediye ettiği yüzüğü de benim için parmağımdan hiç çıkmayacak büyük bir hatıradır. Rabbimiz şefaatine mazhar eylesin. Amin.

Murat Önem (Dağlıhâfız)

İslâm’a hizmet amacıyla hazırlanan Aşıkane Dergisi, iman ve tasavvuf bilgilerini aşkla kaleme alan, Uşşaki Vakfı tarafından yayımlanan bir Uşşaki Vakfı Kültür eseridir. Aşıkane Dergisi’nde yayımlanan yazıların telif hakkı yine Aşıkane Dergisi’ne aittir. Derginin imtiyaz sahibi, Uşşaki Vakfı’dır. Bakınız: www.ussaki.com,www.ussaki.org.tr