Mehmed Rûhî Uşşâkî (ksa) Hazretleri
Mehmed Rûhî Uşşâkî (ksa) Hazretleri

Son dönemin önemli mutasavvuflarından olan kutbül ârifin, gavsül vâsilin, îtikad zümresinin mürşidi, sırların kaynağı, üstad Mehmet Rûhî (k.s.a.) Hazretleri Manisa’nın Kula kazasında Rûmî (1321) yılında, bu âleme teşrif buyurmuştur. Halîm isminde bir zâtın oğludur. Babası Halîm Efendi sahâvetli ve merhametli, fakirlere, düşkün kimselere karşılıksız yardımda bulunması ile tanınan bir kimsedir.

Üstad Seyyid Kâzım Efendi şöyle nakleder: “Hazretin babası ve annesi müttakî ve sâlih insanlardan idi. Mehmet Rûhi Efendi hazretlerine annesi hiçbir zaman abdestsiz süt vermediği gibi haram lokma da yedirmemiştir. İlk mektebi birincilikle bitirmiş, namaz üzerine farz olduğundan îtibâren hiç kazâya bırakmadığı gibi câmiye cemâate devam etmiştir. Hazretin sanatı debbağ ve kavaflık idi. İslâm’ın emrettiği veçhile haram ve helâle dikkat eder ve şüpheli şeylerden kaçınırdı. Muhterem, kendini ilâhî aşka kaptırmış, Allah c.c. ve Resûlullah’a ünsiyet etmeleri için bir mürşid-i kâmil aramış, o zamanın kâmil mürşidi olan El-hac Bekir Sıdkı Visâli hazretlerine mülâki olup, tarîki Uşşâkî virdi alarak mürid olmuşlardır.”

Evliyalar sultanı, gönlü kırıkların şeyhi, fakirlerin ve kimsesizlerin sığınağı, meşâyih-i kirâmın ulularından olan bu zat, yolda rast geldiği kimselere selam verir ve selam alırdı. Tanıdıklarını, ihvanını sık sık ziyaret eder hâl ve hatırlarını sual ederdi. Hasta ziyâretlerine gider onlara dua eder ve gönüllerini hoş ederdi.

Kur’ân-ı Kerîm’i haftada bir hatim ederdi. Zikrullaha ve ibâdet ve tâate gayet düşkün idi. Hatta hiç kaza namazı ve orucu olmadığı gibi tüm nâfile ibâdetleri eda ederdi. Her misafirlerine yemek yedirir ve onlara karşı güleç yüzlü, tatlı dille kalpleri hoş ederdi. Her hususta çok sahâvetli olup, kusurları hoş görür ve kimsenin ayıbını yüzüne vurmazdı. Ayıp araştırmaz bütün hâli ve hareketi, yeme ve içmesi Peygamberin sünnetine uygun bir zâtı muhterem idi.

Her sene hac ve umre ederdi. Gece erken saatlerde kalkıp Ravza-i Mutahhara’nın kapısında bekler ve ilk girişinde Resûl-i Ekrem (sav) Efendimizi ziyaret ederdi. Daha sonra diğer tâatları eda eder, sabah namazından sonra işrak vaktine kadar zikrullah ve Kur’ân okumak sûretiyle vakitlerini değerlendirir, kuşluk namazından sonra iki saat kadar uyku uyur idi.

Üstad Seyyid Kâzım Efendi (k.s.) onun hakkında: “Mehmet Rûhî Efendi hazretlerini 1938 yılının temmuz ayında Kula’ya tayin edildiğimde gördüm. Bütün hareketi ve ahlâkı Peygamberin sünnetine uygun, gayet sahâvetli, sabırlı olup, haftada bir kere Kur’ân-ı Kerîm’i hatmeder idi. Sabah namazlarında erken saatlerde câmiye gelip her gün bir cüz Kur’ân-ı Kerîm okuduğuna şâhidim. Mehmet Rûhî Efendi hazretleri, üstadımız Hacı Bekir Visâli Hazretlerinin 1962 senesinde vefat etmesiyle postuna oturarak irşadla meşgul oldu. Kendileri ebrardan bir zât olmakla beraber “Ma’rifet Sırları” diye bir de dîvânı vardır” buyurmuştur.

Sıddîk Nâci Eren Efendi hazretleri nakleder: “Mehmet Rûhî Efendi hazretleri bir gün buyurdu ki; ‘Biz Bağdat yolu ile haccetmek istiyoruz. Sizin de bu sene haccetmek arzusunda olduğunuzu öğrendim. Beraberce aynı otobüste gidelim.’ Ben de üstada dedim ki: Efendim, biz vapur yolculuğu ile gitmek arzusundayız. Hazret ne hikmet ise beraber gidilmesini arzu edip ısrarda bulundularsa da, ben itiraz etmemekle beraber sükut ettim. Aynı gece evde yatsı namazını eda ettikten sonra tesbih-i kâmileye devam ediyordum. O anda yakaza hâlinde iken kendimi Bağdat’ta İmâm-ı Âzam (r.a.) hazretlerinin türbeyi saâdetlerinde olduğumu gördüm. İmâm-ı Âzam (r.a.) tecelli edip: ‘Evladım, sen bizi ziyâret etmek istemez misin?’ dedi. Bir de baktım, kendimi Gavsü’l Âzam Şeyh Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin huzurunda buldum. O hazret de buyurdular ki: ‘Evladım, sen bizi ziyâret etmek istemez misin?’ Yine kendimi bir anda Kerbela’da İmâm-ı Hüseyin (r.a.) Efendimizin yanında buldum. O hazret de aynen ol kelâmları kullandı.

O hazretlere cevap vermeden tekrar kendimi Ravza-i Mutahhara’da gördüm. Resûlullah (sav) Efendimiz hazretleri tecelli edip, bana hitaben: “Şeyhin ne derse ona tâbi ol” demeleriyle ”Peki yâ Resûlallah” dedim ve kendime geldim.

O anda Üstadım Hacı Mehmet Rûhî hazretleri bana bakıp: ‘Kardeşim Hacı Nâci Efendi, gördün ya ne emir buyurdular, değil mi?’ dediler. Ben de: Evet Efendim, dedim ve hazrete tâbi oldum. O Allah dostu olanlara vakıftı. O sene beraberce aynı otobüs ile birlikte Bağdat üzerinden hacca gittik.

Hazret Yüce Hakk’ın lütfu ile çok hac etmiştir. Ekseri hac edişlerinde, çok zaman Kâbe-i Muazzama’da, Ravza-i Mutahhara’da ve Arafat’ta buluşup, hazretten istifâde ederdim.

Bir gün Kâbe-i Muazzama’da zikrullah ile meşgul olduktan sonra ihvana yüzünü çevirip: “Şu hacılar ne kadar gaflette! Ekserisi Kâbe’ye arkalarını vermişler akılları, fikirleri dünya işiyle meşgul. Hacı efendilere varıp yüzlerini Kâbe’ye doğru çeviriyorum. Bir de baksam, tekrar arkalarını Kâbe’ye vermişler” diyerek hacıların mânevî gafletlerinden dolayı üzüntülerini beyân ederlerdi.

Yine ifâdelerinde: “Çok zaman hüccâc-ı kirâmın sıfatlarının ve günahlarının dökülüp, Haremi Şeriften dışarıya bir gerz içerisinde gayet pis ve kokulu su hâlinde aktığı bana gösterildi” buyurdu.

Üstad Hacı Mehmet Rûhî hazretleri o kadar çok cömert ve ibâdet edici idi ki, akıllar dururdu. Çok kişiler hazrete yakın olup hizmetlerinde bulunmak şerefiyle çömezlik ederler ise de, bilahare azizin gece ve gündüzün ekseri vakitlerini fazla ibâdetle geçirmelerinden dolayı tahammül edemeyip uzak kalırlardı.

Sıddîk Nâci Eren Efendi hazretleri nakleder: “Üstad Mehmet Rûhî hazretleri Balıkesir’e geldiklerinde –Allah’a hamdolsun ki– daima bize misâfir olurlar idi. Bir gece beraber teheccüd namazlarımızı eda ettikten sonra: ‘Kardeşim şu arzdaki eşyanın zikrini duyuyor musun?’ dedi. ‘Hayır Efendim’ dedim. ‘İyi dikkat et, dinle’ dedi. Allah’a hamd ve sena ederim ki o anda eşyanın zikri bana duyuruldu.”

Merhum Hacı Yakup Efendi şöyle nakleder: “Üstad Bekir Sıdkı Visâli ile üstad Hacı Mehmet Rûhî hazretleri İstanbul’a gidip çeşitli ziyaretleri edadan sonra Bursa’ya gelip bir otelde kaldılar. Gece üstad Bekir Sıdkı Visâli hazretleri halifesi Mehmet Rûhî Efendiye hitaben: ‘Mehmet Efendi, Bursa’nın kutbunu ara bul’ buyurdular. O muhterem de murakabeye varıp mânen ol hazreti bularak: ‘Sizinle görüşmek istiyoruz, gelelim mi yoksa gelecek misiniz?’ dediklerinde ol hazret: ‘Ben sizi ziyarete geleyim’ buyurmuş. Bekir Sıdkı Visâli Hazretleri: ‘Oğlum! Buraya mı geliyor?’ diye sordu. Mehmet Rûhî Efendi: ‘Evet Efendim’ dedi.

Üstad Mehmet Rûhî hazretleri güzel ahlâk ve tevâzu sâhibi bir zât idi. Herkes tarafından sevilen, hürmet gören, tekâmül derecelerinin en yüksek zirvesine kadem basmış ayarı bulunmayan şeyhi kâmillerden idi.