Sıddîkâne Çıkılan Hak Yolda Nice Hikmetli Yıllara...
Günümüzde Tasavvuf Ehli

Günümüzde Tasavvuf Ehli

       Günümüzde tasavvufa bakış ve tasavvuf anlayışı çok değişik bir hal aldı. Zîra insanlar tasavvufu anlamak yerine ona geçici bir arzu ile diledikleri bir anlam yüklemeye çalışıyorlar.

       Hâlbuki tasavvuf kitaba ve sünnete sarılmayı sağlar, bid’at ve hurâfelerden uzaklaştırır. Şeyhin zâhiri de şeriattır, bâtını da şeriattır. Tarikat, şeriatın ta kendisidir. Ancak kendisini tasavvuf ehli ve tarikat içinde kabul edenlerin çoğunluğu maalesef tasavvuf konusunda gerekli bilgiye sâhip değildirler. İslam dini bilgiyi en önde tutarak, ilimsiz hiçbir şeyin olmayacağı vurgusu yaparken, bilmediği halde bilir gibi görünerek ahkâm kesen bir kesim günümüzde câhilâne bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Büyüklerin dediği gibi; “küllü câhilin cesurun” deyimi gerçekleşmektedir.

       Maalesef tarikat içinde olduğu söylediği halde şeriattan bihaber olan niceleri oluşmuştur. Hatta şeriata aykırı birçok kelâmı uluorta herkesin duyabileceği şekilde fütursuzca söyleyen nice câhiller vardır. Gerçek sûfiler zaman ve zemine uyum sağlamakla berâber hiçbir şekilde Kur’an ve sünnetin rûhundan ve onların asli unsurlarından tâviz veremezler. Bunun aksini yapanlar ve zamana uyacağız diye tasavvufu tahrip edenler, bizzat zamanın sillesini yiyerek unutulmaya terkedileceklerdir.

       Tasavvufî hayatın insanlar arasında revaç bulması bâzı insanların sûfi sembolleri kullanarak insanların gözünde saygınlık elde etme kolaycılığına sevk etmiştir. Böylece tasavvuf, yorulmadan dünya kazanmanın bir aracı yapılmak istenmiştir. Bu tür kimseler gerçek mâneviyat erbâbının isimlerini de lekelediği için öncelikle gerçek sûfiler tarafından şiddetle eleştirilmektedir. Sûfi olsun olmasın herkesin ezbere bildiği Yunus Emre’nin “Dervişlik olsaydı taç ile hırka, biz dahi alırdık otuza kırka” beyti şekilciliğin arkasına sığınarak sûfi geçinenlerin tasavvufu ne kadar ucuzlattığını ne güzel tasvir eder. Nefsiyle savaşmamış, aşk derdi çekmemiş, gölgede yetişmiş, yalnız halkın kendisine itibar etmesini, elini öpmesini, hürmetle bakıp parmakla göstermesini dileyenler günümüzde çoğalmıştır.

       İmam Şarânî, sûfi kisvesi altında bâzı tasavvufî kavramlardan yerli yersiz bahsedip etrâfına câhilleri toplayan birisiyle başından geçen olayı şöyle anlatır:

       Etrâfına saf insanları toplamış, ilmi olmadığı halde tasavvuftaki “fenâ” ve “bekâ” mertebelerinden çokça bahseden bir kişi yanıma geldi, günlerce benimle kaldı. Bir gün bu kişiye: “Bana abdestin ve namazın şartlarını söyleyebilir misin?” diye sordum:  “Ben hiç din ilimleri okumadım”, diye cevap verdi. Adama dedim ki:

– Kardeşim! İbâdetleri Kur’an ve Sünnet’e göre usulü erkânınca yapmak, bütün İslâm âlimlerinin icmâsı ile farzdır. Farz ile mendubu, haram ile mekruhu birbirinden ayıramayan kimse câhildir. Câhil kimseye ise ne zâhirî meselelerde ne de bâtın (tasavvuf) yolunda uymak kesinlikle câiz değildir!

       İmam Şarânî’nin bu sözleri üzerine adamın âdeta dili tutulur ve câhilce konuşmalarına son verir hatta onunla olan arkadaşlığını da keser.

       Demek ki taklit ehli insanlarla mücadelenin tek yolu İslam hakkında temel kaynaklardan bilgi sâhibi olmaktır.

       Tasavvufun özünden ayrılanlar bâzen kılık kıyafet ile bâzen de sûfilerin büyük laflarını ağızlarına sakız ederek hem kendilerini hem de başkalarını kandırırlar.

       Günümüzde kılık kıyafet taklidinin yanı sıra sûfilerin sözlerini ezberleyerek onları kasdı dışında kullanan ve böylece sûfi geçinen kimseler fazlacadır. Nice saf Müslümanlar bunların tuzaklarına yem olmakta ve hidâyetten mahrum kalmaktadırlar. Bunlar Allah (c.c.) dostlarının yoğun mânevî halleri içinde söyledikleri yüksek düzeydeki sözlerini dillerine dolayarak kendilerini mâneviyat büyükleri gibi göstermektedirler. Mevlânâ’nın tâbiri ile “bunların sözü, dışı helva kaplı samursak ezmesi gibidir, dinlendiğinde kulağa hoş gelir ama ağızda kötü bir tat bırakır.”

       Tasavvufa/tarikat ve sûfiliğe zarar veren taklitçiler gerçek tasavvuf ehli tarafından açığa çıkarılmalı, en azından onların zehirli fikirlerinin yayılmasına âlet olunmamalıdır. Veyahut tarihte olduğu gibi, yapılan saçmalıkları denetleyecek kurumların oluşması gerekir. Aksi takdirde onların tasavvufa verdiği zarar daha da yaygınlaşacak ve tasavvuf hakkındaki önyargılar daha da artacaktır. Unutmayalım ki, koca çınarları deviren baltanın sapı da ağaçtandır. Allah (c.c.) gerçek mâneviyat ehli insanları her tür taklitçinin şerrinden emin buyursun.

KAPAT