Sıddîkâne Çıkılan Hak Yolda Nice Hikmetli Yıllara...
Rahmet

Rahmet

       İlâhî ni’metlerin hepsi ilâhî rahmetin kapsamı içinde yer alır. İbrâhîm sûresi 34. âyeti kerimede buyruluyor ki: “O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah’ın ni’metini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zâlim, çok nankördür!”

       Nahl sûresi 18. âyeti kerimede buyruluyor ki: “Ve şâyet, Allah’ın ni’metlerini adet adet (tane tane) sayarsanız, onu sayamazsınız. Muhakkak ki O, Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderendir).”

       Kur’ân-ı Kerîm’de ilâhî rahmetin her şeyi kuşattığı, Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti kendisine “farz kıldığı” (merhameti ilke edindiği) belirtilmiştir. Rahmet, bütün yaratıkların iyiliğini isteyip onlara yardım etme arzusu hissetmektir. Yüce Allah (c.c.) yüz rahmeti vardır. Ondan yeryüzüne indirdiği bir rahmet ile canlılar birbirlerine acırlar. 99 rahmeti de kıyâmet günü içindir.

       Resûl-i Ekrem (s.a.v) buyurdu ki: “Cenâb-ı Allah gökleri ve yerleri yarattığında yüz rahmeti vardı. Her bir rahmet, gökle yer arasına dolduracak genişliktedir. Yüz rahmetin birini ise yeryüzüne indirdi. Bu rahmet sebebiyle anne yavrusuna şefkat gösterir. Vahşi hayvanlar ve de kuşlar birbirlerini severler. Kıyâmet günü olunca, Yüce Allah rahmetini kemâle erdirecektir. Öteki 99 rahmetini de kulları için indirecektir.” (Müslim)

       İlâhî Rahmet vâsî olup her şeyi (her şeyin zâhirî ve bâtınî hâllerini) kaplar. İbn Arabî’nin kendisi de ilâhî rahmet’in sınırsız genişliği ve yaygınlığı üzerinde ısrarla durmaktadır. “Bil ki, Allah’ın rahmeti hem zâhirinde ve hem de bâtınında her şeyi istilâ etmiştir.” Rahmet, her şeyden önce: “eşyâyı mevcûd kılma, onlara varlık verme fiili”dir. Bu, hiç kuşkusuz, fâil tarafından sübjektif, hissî bir tutumla da renklenmiş olan bir ihsân, bir varlık vermedir. Allah (c.c.), Zâtı gereği, feyyâz-ı bi-l cûd’dur (cömertlikle pek bol vericidir), yâni Allah (c.c.) her şeye sınırsız ve sonsuz vücûd vermektedir.

       Kaşânî’nin de dediği gibi; “Vücûd (varlık, mevcûdiyet) her şeyi istilâ ettiği söylenen Rahmet’in ilk feyzidir.” Rahmet, bizâtihî cevâd (cömert, bol ihsân eder) olması dolayısıyla Hakk’ın Zât’ına mahsustur.

       Yüce Allah (c.c.) Rum sûresi 50. âyette buyuruyor ki: “Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

       Rahmet, Şefkat gösterip lütufta bulunma, ihsan, affetmek ve acıyıp esirgeme anlamında kullanılmaktadır. Allah’ın (c.c.) kullarına acıması, onlara sevgi, şefkat ve merhamet ile muamele etmesi O’nun sonsuz rahmetindendir.

       “Âyetlerimize îman edenler sana geldikleri zaman, de ki: Selam olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim câhillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’am, 54.)

       Diğer âyeti kerimelerde ise:

       “…Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır.” (Mü’min, 9. )

       “Bizim için dünyâda bir iyilik yaz, âhirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik” Allah, şöyle dedi: “Azâbım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Ve Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu bana karşı gelmekten sakınanları, zekâtı verenleri ve âyetlerimize inananları yazacağım.” (A’raf, 156.) Buyrulmaktadır.

       Âyetlerde belirtildiği üzere, rahmet; o gün, yâni kıyâmette kötülüklerden korumaktır.

       İlâhi rahmetten; O’na karşı gelmekten sakınanlar, zekâtı verenler, yâni fakirleri koruyup gözetenler, âyetlerine inananlar, faydalanacaktır. Bu rahmeti ilâhiden faydalanamayacakları ise Kur’an şöyle açıklıyor.

       “O dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zâlimlere ise elem dolu bir azap hazırlanmıştır.” (İnsan, 31.)

       Hz. Ali (k.v.) buyuruyor ki: “Eğer namaz kılan kimse kendisini çevreleyen ilâhi rahmetten haberdar olsaydı, asla başını secdeden kaldırmazdı.”

KAPAT