Sıddîkâne Çıkılan Hak Yolda Nice Hikmetli Yıllara...
Allah’a (c.c.) Şükür
Allah’a (c.c.) Şükür

       Allah’a (c.c.) şükür, insanı iman konusunda olgunlaştırıp, nefisini azgınlaşmaktan koruyan bir kalkandır. Allah’a (c.c.) şükretmek, aynı zamanda yüce yaratıcının emri olmak dışında bir ibâdettir. İnsanoğlu saymakla bitiremeyeceği kadar çok ve o nispette de büyük nimetlere sâhiptir. Bu nimetlerin değerini bilmek, onları kendisine karşılıksız vereni hatırlamak insanın kulluk görevidir. İnsanoğlu hayatını devam ettirmek için yediği ve içtiği nimetlerin yanı sıra, sâhip olduğu maddi, mânevî lütuflar saymakla bitmez. Nimetlerden gafil olmayıp, o nimeti verene teşekkür etmemiz, yâni şükretmemiz gerekmez mi? Unutmamalıdır ki: Dünya ve âhiret mutluluğunun sırrı, Allah’a (c.c.) her zaman şükretmektedir.

       İnsan, dünyaya hiçbir şeyi olmadan geldiğini, daha sonra sâhip olduğu her şeyin kendisine Allah (c.c.) tarafından verildiğini unutmamalıdır. Bir şey verene teşekkür etmek insanî bir görev ve terbiye meselesi olduğuna göre, bunca nimeti verene her fırsatta şükrünü sunmak bir kulluk görevi ve İslâmî terbiyenin gereğidir.

       İnsan dilini şükretmeye alıştırmalı, kendisine verilen her şeyden dolayı Allah’a (c.c.) şükretmelidir.

       İnsan her yeni bir nimet için de, onu lütfeden Allah’a hamd ü senâ ile şükrünü ifâde etmelidir.

       Ayrıca şükrün, aynı zamanda Allah’ı (c.c.) anmak olduğu unutulmamalıdır. Âyet-i Kerimeler de:

       “Siz beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin; nankörlük etmeyin.” (Bakara sûresi, 152.)

       “Eğer şükrederseniz, nimetlerimi muhakkak artırırım.” “Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir” buyrulmaktadır. (İbrâhim sûresi, 7.)

       Kulun Rabbine karşı ilk ve en önemli vazifesi, O’nun güzel adını dilinden düşürmemek ve lütfettiği sayısız nimetlerden dolayı O’na şükretmektir. Allah-u Teâlâ yukarıdaki âyet-i kerîmelerde insana işte bu vazifesini hatırlatmakta ve “Siz beni gerektiği şekilde anıp zikredin ki, ben de sizi bana yakışan şekilde anayım”  buyurmaktadır.

       Nimeti verene şükür, bir kadir ve kıymet bilme işidir. Gördüğü iyilikler karşısında sessiz kalmak, en azından teşekkür etmemek ise nankörlüktür. Âyetin devamında; “Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir” buyrulmak sûretiyle kıymet bilmemenin kabalığı, çirkinliği ve cezâlandırmayı gerektiren bir davranış olduğu ortaya konmaktadır. Kulun Rabbine şükretmesini Cenâb-ı Hakk’ı pek memnun eder ve bu sebeple kuluna daha fazla iyilik ve ikramda bulunur. Âyetteki, şükredene nimetlerin artırılması vaadi hem dünya hem de âhiret hayatını kapsamaktadır. Saymakla tükenmeyen iyilikleri sebebiyle Allah’a (c.c.) şükreden bir kimse, elde ettiği nimetlerin daha fazlasına mutlaka kavuşacaktır. İnsan, kendisine sayısız nimetler lütfeden Rabbine şükretmekle kalmamalı, iyiliğini gördüğü insanlara da teşekkür etmelidir.

       Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v), Allah’a (c.c.) şükürle insana teşekkür arasındaki yakın ilgiyi şöyle ifâde buyurmuştur:

       “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükretmiş olmaz. (Ebû Dâvûd)

       Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, gece ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı için Hz. Âişe (r.a.) vâlidemiz kendisine “Yâ Resûlallah, Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde niçin bunu yapıyorsun” diye sual etmiş; bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v) de “Şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurarak, şükrün ehemmiyetini ümmetine en güzel şekilde göstermiştir.

       Şüphesiz ki Cenâb-ı Hakk kulların hamd ve şükrüne muhtaç değildir. Kulun hamd ve şükrü dünya ve âhirette yine kendi menfaati içindir. Ayrıca bunca nimete hakkıyla şükretmek herkes için mümkün değildir. Mevlâ’mız “Kullarımdan hakkıyla şükredenler pek azdır” buyurarak buna işaret etmiştir. Allah (c.c.) dostları dâima duâlarında âcizliklerini ve yeterince şükreden kul olamadıklarını tazarru ile şöyle ifâde etmişlerdir: “Sana hakkıyla şükredemedik, Ey şükre lâyık olan Allah’ım.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), şükreden bir kul olabilmenin yolunu şu hadîs-i şerîfleriyle ifâde buyurmuşlardır: “Aza şükretmeyen çoğa da şükretmez. İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez. Allah’ın nimetlerini dile getirmek şükürdür. Onları dile getirmeyi terk etmek ise nankörlüktür” Allah (c.c.) dostları ise: “Nimetleri ihsân eden Allah-u Teâlâ’ya şükür; îman esaslarına göre yaşamak ve eksiğini tamamlamakla, amellerle ilgili şerri hükümleri yerine getirmekle ve ehl-i sünnet üzere olan tasavvuf büyüklerinin izinden gitmekle olur” buyurmuşlardır.

KAPAT