Sıddîkâne Çıkılan Hak Yolda Nice Hikmetli Yıllara...
Hanım Sahâbilerden Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Sorular?
Hanım Sahâbilerden Hz. Muhammed’e (s.a.v.) Sorular?

Huleyda (r.a.) bir gün Resûlullah’ın yanına giderek: Yâ Resûlullah, ölüler tanışırlar mı diye sordu?

Efendimiz  (s.a.v.) :

  • Elin bol olsun, iyi ruh cennette yeşil bir kuştur. Kuşların ağaçların tepelerinde tanıştıkları gibi onlar da tanışırlar, buyurdu.

 

Zâbiye (r.a.) sorar:  Ya Resûlullah! Bana cihat tesbihini öğretir misin?

Resûlullah (s.a.v.) de:

  • Subhanallah, la ilahe illallah, Allah-u Ekber, lillahi’lhamd de, buyurdu.

 

Ümmü Varaka (r.a.) Resûlullah’a (s.a.v.): Ya Resûlullah! Öldüğümüz, zaman birbirimizi görür müyüz, dedi?

Resûlullah (s.a.v.) de:

  • Can, ağaca konmuş bir kuş gibidir. Öyle ki; kıyamet günü geldiğinde, her can cesedine girer, buyurdu.

 

Ashâb-ı Kirâm hazerâtı buyurdular: Ya Resûlullah! Cennet bahçesinden muradınız nedir? diye sordular.

Resûlullah (s.a.v.) hazretleri cevaben:

  • O Cennet bahçesi, ehl-i zikrin toplandıkları zikir meclisleridir, buyurdular.

 

Hz. Âişe, bir gün Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v.) sordu: Şehitlerin derecesine yükselen olur mu?

Efendimiz (s.a.v.):

  • Her gün yirmi kere ölümü düşünen kimse, şehitlerin derecesini bulur.

 

Resûlullah (aleyhisselam):

“ Gücünüz yetecek kadar amel yapın. Allah’a (c.c.) kasem ederim ki,

Siz usanmadıkça Allah (c.c.) usanmaz (yeter demez).

Ümmü Hanî (r.a.) Efendimiz’e (s.a.v.) şöyle bir soru sordu. Ey Allah’ın Resûlü, ben yaşlandım ve zayıf düştüm. Bana oturduğum vaziyette yapabileceğim bir iş tavsiye eder misiniz?

Resûl-i Ekrem:

  • Yüz defa Allah’ı tesbih et. Zira bu, senin Hz. İsmail’in evladından yüz köle azat etmene denk bir hayır olur. Yüz defa da Allah’a hamd et. Zira bu, yüz at yükü şeyi Allah yolunda yükleyip infak etmene denk olur. Yüz defa da tekbir getir. Bu (tekbirler) yüz sığıra (tasadduk etmene) denk (bir sevaba vesile) olur. Yüz defa da tehlil (kelime-i tevhid) oku, buyurdu.

 

Habibe (r.a.) sıhhat yönüyle büyük bir imtihana tabi tutulmuştu. Tam yedi yıl müstehaze (adetten başka olarak, damar çatlamasından dolayı kan gelme) haline müptelâ olmuştu. Müstehaze olunca, Resûlullah’a gelerek halini arz etmiş ve ibâdetlerdeki durumunun ne olacağını sormuş: Ya Resûlullah, ben istihâze gören biriyim. İbâdetlerimi nasıl yapacağım?

Resûlullah (s.a.v.):

  • O, ancak damardan çıkan bir kandır. Yoksa hayız değildir. Her namaz vakti, abdest alarak namazını kıl, buyurdu.

 

Sehle (r.a.) Ebu Huzeyfe ile evlenince onun azatlısı Sâlim’i evlat edinmişti. Sâlim, küçük bir çocuk olduğundan onun yanına rahatça girip çıkabiliyordu. Fakat Sâlim büyüyünce, İbni Şihâb Ez-Zuhrî’nin rivayetine göre Sehle bunun hükmünü Peygamberimiz’e (s.a.v.) sordu: Ya Resûlullah!  Biz Sâlim’i çocuk adedi yorduk ve o benim yanıma girip çıkabiliyordu.  Fakat şimdi o büyüdü, beni her türlü kıyafetimle görebiliyor?

Resûlullah (s.a.v.):

  • Beş kez onu emzir, (o senin sütoğlun olsun) yanına rahatça girip çıksın, buyurdu.

 

Ümmü Râle (r.a.) kuaförlük yaparak, hanımların saçlarını keser, onları süsler: Allah Resûlü ile karşılaştığı bir gün ona şöyle dedi: Ya Resûlullah, ben kuaförüm, hanımların saçlarını kesip, onları eşleri için süslüyorum. Bunun bir sakıncası var mıdır?

Resûlullah (s.a.v.):

  • Ey Ümmü Râle! Bunda bir beis yoktur. Özellikle gözden düşünce, eşlerine karşı sen onları süsle, dedi.

 

Hz. Âişe Peygamber’e (s.a.v.) bildirdi: Ya Resûlullah, bu Havle’dir, Onun gece gündüz uyumadan sürekli ibadet ettiğini söylüyorlar, dedi.

Resûlullah (s.a.v.) bunu uygun görmedi. Bedenin hakkı olan uykuya zaman ayırmasını ve aşırıya gitmemesini tavsiye buyurdu:

  • Gücünüz yetecek kadar amel yapın. Allah’a (c.c.) kasem ederim ki, siz usanmadıkça Allah usanmaz (yeter demez).

 

Derleyen: Asiye Demirbay Tel

 

 

 

 

 

KAPAT